15 Ağustos 2010 Pazar

BEN YİNE YAZABİLİRMİYİM ?


Merhaba sevgili dostlar ve arkadaşlar,

Şule' min dünkü yıldönümü yazısından sonra, benim de içimden buraya tekrar yazma arzusu geldi. Ama artık çok neşeli ve mutlu olarak yazıyorum.


Blog takipçilerimizden bir kısmının, hastaneye yattıkdan sonraki gelişmelerden haberi olmaya bilir. Sizlere, sırası gelince Şule onları ballandıra ballandıra anlatacaktır.. Lütfen bizden ayrılmayın... Sürprizlerimiz var!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!


Bundan tam bir yıl önce 14 ağustos 2009 da bir cuma akşamı Şule beni telefonla aradı. Gayet normal olarak konuştukdan sonra " sana birşey söyleyeceğim, ben şimdi hastanedeyim, lökositim 50.000 çıktı. Onu araştırıyorlar. Ama merak etme iyiyim. Haber vermezsem kızarsın diye aradım" dedi. Aman allahım şok olduk tabi. 50.000 ne demek... Şule' ninde yazdığı gibi apandisiti patladığı zaman bile bunun yarısından azdı...

Bu durumda ne yapılır????? Herkezin yaptığı gibi internete koştuk. Şok,şok,şok... Bir tane düzgün birşey yazmıyor. Ardından doktor olan görümcem Ferhan' ı aradım. Olayı anlattım.
Oda bize " Siz doktor değilsiniz, bir kere o interneti kapatın. Bilmediğiniz konularda yorum yapmayın. Doktorlar en kısa zamanda teşhisi koyarlar. Kendinizi bunlarla hırpalamayın, Şule' ye sizler lazım olabilirsiniz" dedi,. O geceyi nasıl geçirdik bir Allah, birde biz biliyoruz.

Ertesi sabah erkenden uyanıp hemen yola koyulduk, doğruca hastaneye. Çünkü, annem ve Alp Bodrum' daydılar. Yalçın Almanya' dan ailecek doğru Bodrum' a gelecek, biz Bursa' dan gideceğiz, Şule' de Ecmel ile İstanbul'dan gelecekti. Hepimiz ailecek Şule' nin Turgutreis' deki evinde buluşup beraber kısa bir tatil yapacaktık!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Hastaneye vardığımızda haliyle doğruca odaya koştuk. Şule yatağında sakincene yatıyordu.Bir süre önce hafif uyuşturarak kalça kemiğinden biopsi almışlardı.
Yanlış hatırlamıyorsam, lökositi biraz düşürebilmek için de serum falan takmışlardı.
Fakat Ecmel'in durumu hiçde iç açıcı değildi. Yüzü karmakarışıktı. Çünkü doktor arkadaşlarıyla konuşmuş, neler olabileceğini onlardan öğrenmişti.


Cumartesi ve pazarı öylece geçirdik. Kah gırgır yaparak, kah düşüncelere dalarak. Ayrıca Pazartesi günü kesin tanıyı almadan da Bodrum' dakilere birşey söylememe kararı aldık.

Pazartesi sabahı hepimiz çok gergindik. Odada doktorları bekliyorduk ki Mustafa bey geldi. Son derece güler yüzle, Şule ile şakalaşarak ,sonuçları yavaş yavaş , alıştırarak, ama hastalığın adını telaffuz etmeden bize olayı özetledi ve hemen kemoterapilere başlayacağını da söyleyince, ilk tepki haliyle Şule'm den geldi. ( Affınıza sığınarak bunu yazıyorum, çünkü gerçek) .ŞİMDİ SIÇTIK İŞTE..........

Hepimiz donmuş kalmıştık. O arada neler konuşuldu hatırlamıyorum ama Mustafa beyin odadan çıkmak üzere olduğunu görünce peşinden gittim. Koridorda hemen yakaladım ve neler olabileceğini sorduğumda kemoterapilerden sonra ilik nakline kadar gidilebileceğini söyledi.

O anı hatırlamak istemiyorum. Bir anda Ecmel' i yanımda fark ettim. Omuzlarımdan beni yakalamıştı. Ama kendisi benden beter bir haldeydi. O zamana kadar ancak 2 veya 3 kere çok kısa sürelerde beraber olduğum Ecmel'in boynuna sarılıp, adeta anırarak haykırdığımı, katılarak ağladığımı, Ecmel' in de beni, hemşire lerin ofisinin oradaki salona sürüklediğini hayal meyal hatırlıyorum.... İşte olay böyle başladı.

O gün Bodrum' dakilere olay münasip bir lisanla anlatıldı ve onların hemen istanbul' a gelmesi sağlandı. Şule; Alp ve annem ile gayet metanetli olarak karşılaştı. Kimse fazla cıvıtmadı ve ertesi sabah günde 18 saat süren ve bir hafta devam eden ilk kemoterapi seansı başladı...

Bu olaydan 7-8ay kadar önce bir yakınımızın bana laf olsun diye baktığı kahve falında görüp söylediği " kız kardeşin ile uzun bir yolculuğa çıkacaksın" kehanetide gerçekleşmiş oldu. Bundan sonra hiç bir şekilde kahve fincanımı ters çevirmeyeceğim.
Bu zorlu süreçte ben; Şulem' in yanında, onun güçlü iradesinin ve hayata bağlılığının karşısında kendimi dik tutmaya çalışarak, zaman zaman ondan ders alarak, onun, bu süreçteki yaşamında yanında, ona,yardımcı olamaya çalıştım.

Tanrıya binlerce kere şükürler olsun ki bugünlere geldik. Artık herşey yolunda. Hepimiz mutluyuz, artık hepimiz sağlıklıyız...

Hepinizisevgiyle kucaklıyorum....
Sağlıcakla kalın..


Alev Balta



Not: Arzu edenlere on günde bir( 250 cc kanda ne kadar varsa) o kadar demir tedarik edilir.!!!!


Müracaat : Şule Ayral

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Tam 1 yıl oldu!

Ünlü şairimiz Haltung'un Aşkımı ile... (17 Temmuz)

3 kız kardeşler... İpek ile Saygın'ın düğününe gidiyoruz. (17 Temmuz)


Taray'lar full kadro...

Cihangir manzaramız

Bilin bakalım kim bu yakışıklım?




Düsseldorf Könningsalle... Doktor kontrolü bahane, maksat alışveriş....





Tam bir yıl önceydi. 14 Ağustos cuma günü, halsizlik, yorgunluk, hafif ateş belirtileri ile işe gidemeyip evdeydim. Televizyonun karşısındaki divanda, yanımda bir sehpa ve sehpanın üzerinde bir bardak su ve ateş düşürücü ağrı kesici demirbaş ilacımız minoset, dinlenmeye ve iyileşmeye çalışıyorum. Ecmel'in üniversitede bir toplantısı var ve arada beni arayıp, durumumu soruyor ve beni doktora götüreceğini söylüyor. Ben de boşver, biraz dinlenince geçer diye üzerinde durmuyorum. Akşam üstü Ecmel geldi ve Amerikan hastahanesinin polikliniğine gittik. Muayene eden doktor gribal enfeksiyon veya soğukalgınlığına dair hiç bir bulgu bulamayınca bir kan tahlili yapalım dedi. Tamam dedik, bakılmış olsun hiç olmazsa. Kan sonuçlarını beklerken hastahanedeki Divan cafede olacağımızdan polikliniğin sekreteryasına biz nasıl olsa burdayız diye telefonumuzu da vermemişiz. Yaklaşık bir saat sonra polikliniğe gittiğimizde resepsiyondaki görevli hanım "siz nerdesiniz, sonuçlarınız çıktı doktor acilen sizi görmek istiyor" dedi. Girdik doktorun odasına hadi bakalım ne çıkacak. Kan sayımlarında lökozit çok yüksek çıkmış. Ortaokulda geçirdiğim peritonit apandisit patlamasından, yüksek enfeksiyon olduğunda normal 4-6 bin olan lökozit'in 15 binlere çıktığını biliyorum. Doktor lökozitimin 50 bin olduğunu söyleyince, amanin gene bir yerim mi patladı diye düşündüm. Bu enfeksiyonun kaynağını belirtecek başka bir şey de yok. Acaba hamilemiyim de bunu vücut enfeksiyon olarak mı algılıyor diye bile düşünmedim değil hani.
Doktor durumun aciliyetini çaktırmadan ve gayet soğukkanlılıkla, sizi bu durumda bırakamayız, bunun sebebinin araştırılması lazım, gece burada kalmanız gerekir dedi. Beklenmedik anda hastahanede kalmak fikri kimin hoşuna gider ki. Önce itiraz ettim. Ama Ecmel kalalım ve ihmal etmeyelim diyerek beni ikna etti. Yoksa ben çoooktan kaçmıştım oradan. Hastaneye yatış işlemleri falan derken, işte giriş o giriş ve teşhisin konulması, kemoların başlaması öyle aniden oluverdi. O günün üzerinden tam 1 yıl geçti. Neler atladı, neler yaşandı, bunların çoğu blogda yer aldı ve sizlerle paylaştık. Daha önce paylaşılmayanları da inşallah en yakın zamanda kitabımızda yer alacak. Yaşadığım zor anlar içimden uçup gitmeye başladı bile. Beni ayakta tutan, sevindiren ve mutlu eden olayları daha çok hatırlayarak bedensel olarak çektiğim acıları unutuyorum. İnsanoğlu gerçekten mucize bir ürün. Acıları unutma eğilimi olmasa, iyileşme ve bağışıklığı güçlendirmede başarılı olamazdık sanırım.

Geçtiğimiz pazartesi günü Almanya'da kontrolümüzdeydik. Doktorumuz Ahmet Elmaağaçlı beni çok iyi buldu. Reaksiyon tam dozunda gelişiyor diyor. Daha fazla dozda olsaydı, hayatım daha zor olurmuş, Daha azını da istemiyorlar zaten. Aldığım kortizonlar bana doping etkisi yapıyor. Gayet enerjik ve dayanıklı bir hale geldim. Kortizonların uzun vadede yapacağı tahripleri zaman içersinde dozu azaltarak kontrol altına alacaklar. O zaman kendimi daha bitkin ve yorgun hissedebilirmişim. İşe daha yoğun gidip gelmeye başladığımda daha çok kortizona ihtiyacım olabilir diye düşündüm. Bunu geçen hafta bir toplantı öncesi genel müdürümüze söyleyince, " bize de kortizon takviyesi lazım olacak" diye Vincent ile şakalaştılar.

Kanımda çok yüksek demir var. Bunu Ahmet bey biliyor ve daha sonra halledeceğiz diyordu. Yükseklik ne boyutta şöyle söyleyeyim. Olması gereken max 170 birim benim ki 2500. Bu birikim tüm tedaviler sırasında dışardan aldığım kandan dolayı oluyormuş. Vücut demiri kolay alırmış ama aynı şekilde " çatamaz"mış. (Bu deyim de Ahmet bey'den). Demir'in fazla olması ilerde tüm organlara zarar olduğundan azaltılması gerekiyor. Bunun iki metodu varmış. Biri yüzyıllardır uygulanan metod, kan vermek. Diğeri ise bir ilaç. Ahmet bey bana kan verme yolunu önerdi. İlacın yan etkileri de olduğundan, ilik reaksiyonun etkileri ile karıştırılabilir dedi. Bu hafta ilk kanımı verdim, çöpe gitti.

Yaşamım her geçen gün daha normalleşmeye devam ediyor. Dün akşam bir yıldan sonra ilk defa Ecmel ile sinemaya gittik. Kalabalık yerlerden uzak durmaya çalıştığımdan, akşam saatleri tenha bi salonda film izleme keyfini yaşadım. Dışarda kalabalık olmayan restoranlara gidebiliyorum. Alışveriş yapıyorum, araba kullanıyorum, daha önce bunların hiç önemi yokmuş gibi yaşarken, bunları tek başıma yapabilmek bana şimdi armağan gibi geliyor. Sadun dedenin bir sözü vardır, "insanoğlunun en büyük başarısı yaşamasıdır" der. Ne kadar doğruymuş, yalnızca "yaşamak" işin aslı bu. Yaşamanın, rahat nefes almanın ve bir yeriniz acımadan, kıvranmadan, rahatsız hissetmeden, başkalarına da rahatsızlık vermeden yaşamak yetmeli, gerisi ayrıntı artık benim için..... Şifa'nın laptopu'ma yapıştırdığı söz gibi " hayat en güzel hediye. Hepimiz bu hediyeye sahibiz, kırpıp kırpıp lüzumsuz şeylerle harcamayalım sevgili dostlar.

Şuşunuz....

11 Temmuz 2010 Pazar

Ben de Platin klubündeyim!




Sevgili dostlar,
Blog yazılarını haftada bir güncellemeye gayret ediyorum ama olmuyor. Kendimi daha enerjik ve güçlü hissettikçe ilgilenebilmeye başladığım konular artıyor ve günler su gibi akıp gitmeye başlıyor. Artık daha çok evden dışarıya çıkabiliyorum. Gün içinde yatıp dinlenmeden günün sonunu getirebiliyorum. Istanbul'daki havalar şansıma yardımcı oluyor. Yağan yağmur ve bulutlu havalar daha güvenli benim için. Güneşli ve bunaltıcı havalarda dışarı çıkmayı tercih etmiyorum. İlik reaksiyonu halen devem ediyor. Yüzüm kırmızı ve bronz arası bir renkte. Ancak halsizlik, iştahsızlığımı çok daha iyi durumda. Lokmaları daha rahat yutabiliyorum. Istanbula kesin dönüş yaptıktan sonra ki haftalarda kaybettiğim 3 kilo'nun 2 sini geri aldım. Evde düzenli spor yapmaya çalışıyorum. Essen'deki yürüyüşlerimi maalesef burada yapamıyorum. Güeşli havalarda olmuyor, güneş battıktan sonra da akşamları bir tembellik ve yorgunluk oluyor. Istanbulda yürüyüş için temiz, yeşil ve tenha bir yere gidebilmek için trafiğe çıkmak lazım. Almanya'daki şehirlerin her bir köşesindeki yeşil alanları ve yanıbaşı ormanları arıyor insan.

Geçtiğimiz pazartesi günü Essen'deki doktorumuzda kontroldeydik. Beni gayet iyi buldu. Tahlil sonuçları iyi. İlaçlarımı tekrar bir düzenleme yaparak bir ay sonra görüşmeye çağırdı. Hastahaneden çıkarken gıda konusunda koydukları yasakları hiç delmeden uyguluyordum. Ama özellikle Istanbul'a gelince bazı şeyleri canım çok çeker oldu. Paketi ilk açılmış ve anında tüketildiği sürece peynir yiyebiliyordum. Koca kalıp beyaz peynirleri ziyan etmemek için nefisimi tutup bekledim uzun süre. Doktorumdan bu sefer beyaz peynir ve zeytin yemek için izin çıktı. Yeşil zeytin, üzeinde bazen lekeler olduğunda mantar riski olabilirmiş onun için yasaklar arasında devam. Bakteri, mantar kapabileceğim gıdardan uzak durmam gerekiyor. Mesela, iyi yıkanmış olsa bile salata yasaklar arasında. Şöyle bol yeşillikli ve üzerinde peynirler, cevizler, küçük domatesler olan ve sosunun ağzının kenarından akarak yiyebildiğin ve kalan sosa da ekmeğini şamandıra yaptığın salataları özledim. Neyse bunlar şikayet değil tabi, şimdiye kadar yiyebildiklerime şükrediyorum her vakit.

Geçen hafta benim için çok güzel ve heyecanlandığım bir olay oldu. Bankanın Başarı Klüplerine girmiş çalışanlara yönelik bir kutlama vardı. Ben de kısaca uğrayıp kutlamalarda olmak istedim. Departmanımdan bir arkadaşıma söyledim ve başka kimseye haber vermedik. Kutlama Baltalimanında bir restotandaydı. Kapıda Oya ve İstanbul Anadolu Bölge müdürümüz Rahmi beni karşıladı. Gittiğimde tam ödül töreni başlamak üzereydi. Hemen bir masaya oturdum ve ödül töreni sırasında masadaki eski dostlarla hasret giderdik. Törenin sonunda Genel Müdür Yardımcımız Vincent, burada bir platin ödülü daha alan var diyerek beni sahneye davet etti. Heyecandan yürüyemeyecektim az kaldı. Rahmi'nin koluna girdim ve uzun zamandır giymediğim topuklularımın üzerinde durmaya çalışarak sahneye çıktım. Ne söylediğimi tam hatırlamıyorum ama " Ben de bir ödülü hak etmişim galiba, lösemiyi yenerek yeniden hayata dönme başarısını gösterdim. Dileğim benim gibi sağlık sorunlarını aşarak başarı ödülleri değil, hayattaki diğer başarılarınız ile ödül almaya sağlıklı bir şeklide devam edersiniz" gibi bir şeyler geveledim. Bir ara sahnedeki diğer GMY arkadaşlarım Yaprak ve Turhan'a döndüğümde gözlerindeki yaşları gördüm. Eyvah dedim şimdi ben de ağlayacağım. Neyse tuttum kendimi. Salya sümük olmadan masaya geri döndüm ve kısa bir süe sonra da oradan ayrıldım. Yolda eve dönerken Allahım'a bin kere daha şükrettim. Geri dönebildim, döndüm diye.
İşte resimler bu kutlama töreninden.

Sevgilerimle.
Şule

2 Temmuz 2010 Cuma

Hayat En Güzel Hediye



ING Ekibim ::)
Aylar sonra iş yerindeyim....


Sadun Dede & Nazlı & Ecmel

Peymane@Ghetto
Ünlü mimarımız Asiye & Lal, arkada merdivenlerdeki cambaz meşhur felsefe profösörümüz Ferda Keskin.

Alp tiyatro

Sevgili Blog Dostalarım,
Biliyorum uzun zamandır sizleri ihmal ettim. Hayatın içine yeniden karışmaktan büyük bir mutluluk duymaktayım. Yaklaşık 9 aydır izole bir yaşamdan sonra evime, aileme ve dostlarıma kavuşmak bana acaip moral verdi. Almanyadan geldiğimin ilk iki haftası yeni başlayan ilik reaksiyonundan dolayı fazla hareketlenemedimdi. Genelde evde dinlenerek geçirdim. Yüzüm, cildim çok kızarmıştı ve iştahım da kesildiğinden kilo vermiştim. İlk doktor kontrolümüzden sonra her şey daha iyi olmaya başladı. Günlük enerji seviyem daha arttı. Artık eskisi gibi devamlı uyumak ihtiyacında değilim. Zorlanarak da olsa daha iyi yemek yiyebiliyorum. 1.5 kilo geri aldım. Dışarı çok çıkmasam da gerektiğinde restorana, bankaya ve arkadaşıma gidebiliyorum ve dönüşte de çok bitkin olmuyorum. Ziyaretçilerim oluyor. Trafiği biraz ayarlamak durumunda olabiliyorum tabi. Günde en fazla 1 ziyaretçi hakkım var. ( ziyaretçi planlaması koruma ve güvenlik amirim Ecmel'in sıkı takibinde!)

Döndüğümden beri yapabildiğim, yapmaktan çok hoşlandığım ve "şükürler olsun bunu da yaptım" diyerek bana motivasyon sağlayan çok şey oldu. İlk öncelikle iş yerim ING Bank'a gittim. Ekibim ve çalışma arkadaşlarımla buluştum. Herkesi çok özlemişim. Beni kapıda karşıladılar. Pastalar, içecekler hazırlamışlar. Odamı temizletmişler, her şey pırıl pırıl. Oya'cım seçkin zevki ile masamı gene cicilerle süslemiş. Kimseyi sarılıp, öpmedim ama kalbim hepsinin sıcaklığını hissetti. Daha sonraki günlerde de ziyaretlerime devam ettim. En azından haftada bir uğrayıp işler hakkında güncellenmeye çalışıyorum. Hatta bir gün bir toplantıya bile katıldım. Ziyaretlerimi genelde akşam 18:30 dan sonra banka ve servisler dağıldıktan sonra yapıyorum. Genel Müdürlük binası çok kalabalık ve gün içinde bina trafiği çok yoğun oluyor. Bir süre daha kalabalıklardan uzak durmaya çalışıyorum. Şu dönemde en çok çekindiğim bir mikrop, virüs kaparak beni aşağıya çekmesi. Halbuki yapacak o kadar çok şeyim varki...

Bir akşam Alp'in tiyatro gösterisine gittim. Alp, yıl içinde gittiği tiyatro okulunun yıl sonu gösterisinde baş roldeydi. Oyunu hocaları ile birlikte yazmışlar ve sahneye kendileri koymuşlar. Hepsi süperdi, ama benim oğlum en süperdi. Sahnedeki rahatlığı, doğallığı ve oyuna hakim oluşu gerçekten çok başarılıydı. Artık Alp'in daha profesyonellerle çalışma vakti geldi sanırım. Kesmiyecek onu bu tiyatro okulu.

Geçtiğimiz haftasonu Ecmel, Sapanca'da bir eğitimdeydi. Biz de onu almaya gitmişken Sapanca'da Alp'in dedesi Sadun Babamı görmeye gittim. Paris'den yeni dönen yeğenimiz Nazlı da katıldı bize. Sadun Baba biz geliyoruz diye çok heyecanlıydı. Ben nerdeyse bir yıldır kendisini hiç göremedim. Nazlı ile de birbirlerine çok düşkünler. Dede- torun birbirlerine mektuplar yazıyorlar. Yeni kuşağın kağıda yazılı mektup bilmediği bir dönemde eski usul pullu zarflı mektuplaşmaları çok hoşuma gitti. Sapanca'nın muhteşem doğasında bahçede oturduk, çay içtik, özlem giderdik. Ecmel de Sadun baba ile tanıştı. Önceki kayınpederim ve yeni kocamla çekilmiş resimler burada!

Evde boş zamanlarımda internet, işle ilgili biraz ilgilenme (ING de bir pozisyon için search projesini evden yürütmeye başladım), geri kalan zamanda ise halim oldukça evde tadilat boya badana zamanında kutulara toplanmış eşyaları tasviye etmekle geçiyor. Tanıyanlar bilir benim ne kadar tasviye sevdiğimi. Kutular, çekmeceler, raflar boşaldıkça bir rahatlıyorum ki sormayın. Her şey minimal düzeyde, tüm incik cincık tasviye aşamasında. Eskiden kalan yükleri boşaltılmasıyla ruhun hafiflemesi gibi bir duygu bu. Çok tavsiye ederim, tasviyeyi!!!

Bu pazartesi günü Almanya'daki Dr. Ahmet'ciğimizle randevumuz var gene. Arada telefon ile konuşuyoruz. Sesimi beğeniyor, iyi güçlü çıkıyor diyor. Dönüşümüzde haberlerimi yazacağım.
Bu arada Istanbul'daki doktorlarımız Burhan ve Mustafa beyi de ziyaret ettik. Burhan bey "ben hastalarıma başarı %50 hastanın %50 dokturundur derim ama sen bu işi %80 hallettin" dedi. Tabi böyle sevenlerim ve duacılarım olduktan sonra kim korkar bu iletten.

Herkesi sevgiyle kucaklıyorum.
Şule

16 Haziran 2010 Çarşamba

"Seni aramızda görmeyi beklemezdik"




Ahmet Ecmel & Dr Ahmet




Başlıktaki bu söz geçtiğimiz pazartesi kontrol için Essen'e gittiğimizde sevgili dobra doktorum Ahmet beyin şu anda yaşadığım ilik reaksiyonun olmadığı takdirde başıma gelecekleri özlü bir şekilde anlatma şeklidir. Türkçe'nin eğilip büzelme hallerine de hakim olmadığı için açıklayacağı bir konuyu işte böyle direkt ifade ediyor. İlik reaksiyonu olmasaymış, löseminin geri dönme riski 60-80% lerdeymiş. Ancak bu risk şimdi çok azalmış durumda. Reaksiyon olması ve bunun uzun süreli devam etmesi arzu edilen bir durum. Yeni hücrelerimin yabancı hücreler ile savaşabildiğinin göstergesi oluyor. Bunun uzun sürmesi de iyiye işaret.

Şu anda yüzüm halen kızılderili gibi kırmızı. Bu kırmızılığı Ahmet bey de biraz fazla buldu. Sürdüğüm kremler etki de etmiş olabilir diye başka bir krem tavsiye etti. İlaçların yan etkisi de arttırmış olabilir diyerek, bazı ilaç düzenlemeleri yaptı. Istanbul'a döndükten sonra epeyce kilo vermiştim. Kollar ve bacaklar birer değnek kaldı. Bundan daha fazla vermemim iyi olmayacağını, her gün kilomu kontrol ederek kendisini bilgilendirmemi istedi. Artık yemek borum acıya acıya yemeğe gayret edeceğim. Kalori içecekleri de içiyorum. Umarım kısa zamanda toparlanabilirim.

Günlerimi çoğunlukla evde geçiriyorum. Güneş kesinlikle yasak. Güneşe çıkmasam bile sıcak ve nemli hava çok dokunuyor. Mecbur kalmadıkça gündüzleri evden ayrılmıyorum. Çok bitkinliğim yoksa, evin tadilatı sırasında yerinden oynayan eşyaları düzenleyip tasviye etmeye çalışıyorum. Uzun zamandır evde bozuk çalışmayan cihaz, elektrik, tesisat vs için çeşitli tamircileri organize ediyorum. Internet sağolsun, işle ilgilenebilecek imkanı sağlıyor. Seyrek de olsa ziyaretcilerim oluyor. Kendi veya yakın çevresi hasta, nezle, grip olmayanları beklerim. Kısa ziyaretler uzun zaman yaşadığım izole ve rutin hayattan beni biraz dış dünyaya açıyor. Bu moral olarak iyi geliyor.

Aklımda ilk öncelikle bitirmek istediğim, kitap projemiz var. Kitabın ilk bölümünü daha yazamadım. Ona bir an önce başlayıp, basılmaya hazır hale getirmek istiyorum. Toplanacak bağış fonunu yönlendireceğimiz bir iki alternatif yer önerisi aldık. Bu kuruluşlarla görüşüp somut katkıda bulunabileceğimiz imkanları konuşacağım. Kitap da ortaya çıkınca sonra kampanyamızı başlatacağız. Önerdiğiniz destekler için şimdiden çok teşekkürler. Önce ürünü bir ortaya çıkaralım, adresi belli edelim ondan sonra herkesin gönüllü desteği eminim çok katkı yaratacaktır.

Üç hafta sonra tekrar kontrole gideceğim. Bu yıl sanırım böyle sık kontroller ile geçecek. Doktorum beni şahsen yakından takip etmek istiyor. Hayatımda uzunca bir süre iki Ahmet olacak!

Yazmaya devam, haberleriniz ve yorumlarınızı ihmal etmeyin.
Sevgilerimle.
Şule

6 Haziran 2010 Pazar

Evimdeyim, dinleniyorum :)


Eve geldim, blog bitti değil tabi. Bundan sonra gelişmeleri de aktarmaya devam edeceğim.
Döneli tam bir hafta oldu. İlik reaksiyonu tam gaz devam ediyor. Geldiğim günden beri daha çok kızardım. Şifa yüzümü görünce "tüp patlamış" gibi dedi, aynen öööle. Hastahane doktorun ofisinin önünde bekleyen hastaları görüyorduk, reaksiyonda olan hastaların ciltleri nasıldıysa benimki de aynı şekilde oldu. Sevgili doktorum Ahmet bey'le telefonlaşıyorum. İlaçların dozunu artırdı. Reaksiyon fazla olabilir, uzun sürebilir ürkme, kontrol altına alıyoruz diyor. Haftaya zaten kontrol randevumuz var, Essen'e gideceğim. Tek sıkıntım, reaksiyonun bir yan etkisi gözlerimin içi, dudaklarım, ağzımın içi ve yemek borumun dibine kadar kuruluk yapıyor. Dolayısıyla katı bir şey yiyemiyorum. İlaçları bile zor yutuyorum. Gözlerime kullandığım ilaçlar görüşümü engelliyor. Bunları anlatınca halimden şikayet ediyormuşum gibi algılamayın aksine çok mutluyum ve huzurluyum. Evimdeyim, ailemleyim ve en önemlisi YAŞIYORUM.

Önümüzdeki günlerde planlarımı hayata geçirmeye çalışacağım. Bağış için kitap projemiz var biliyorsunuz. Kitabın büyük bir kısmı blog içeriğinden oluşacak. Ben ayrıca başına blogdan önceki dönemi anlatan bir bölüm yazacağım. Ablamız Alev de kitap projemizin promosyon bölümünü hazırlıyor. Yemek tarifleri defterini yeniden düzenleyip, bilgisayara aktarıyor. Kitaba bağış yapana yanında bir tane de nefis bir yemek kitabı, hem de yazarı ünlü Alev Balta!

Evdeki bu dinlenme sürecinde işimle de ilgili olacağım. Devreye girebileceğim konular olacaktır, gerektiğinde bankaya da ara sıra giderek, evden de on-line işlere dalacağım. Banka yönetimi haklı olarak kesin dönüşümün olup olmayacağını ve döneceksem ne zaman olabileceği konusunda bir bilgi bekliyordu. Geçen hafta yeni Hollandalı genel müdürümüzle tanışmaya ve kesin dönmek istediğimi teyit etmeye gittim. Bankadaki sevgili arkadaşlarımın bu ziyaretimden size bahsetmedim çünkü kendimi hem çok güçlü hissetmiyordum hem de size özel bir gün ayırıp doya doya görüşmek istiyorum. Wilfred ile kısa bir görüşme yapıp hemen gizlice B3 katından kaçtım. Benim için değişik bir gündü. Yaklaşık dokuz aydır ilk defa hastahane gömleği, eşofman ve bluejean dışında bir kıyafet giydim. Topuklu ayakkabılarımı ayağıma geçirdim ve tingirdiyerek tekrar onlarla yürümeyi hatırladım. Kızılderili gibi olan yüzümü fongötten ile kapamaya çalıştım ama beceremedim. Ceket giydiğim için kollarımın kırmızılarını saklayabildim. Boynuma eski kurumsal görüntü günlerimden kalan Hermes eşarbımı doladım, boynumun kırmızıları da ortadan kayboldu. Çantamı da elime aldım, odamdan aşağıya indim. Alp salondaydı. İçeri girince "return of Jedi" diyerek Alp'in karşısına dikildim. Alp şaşkınlıktan yere düşüyordu. Uzun zamandır ilk defa beni böyle görüyor. Kısa süreliğine olsa da eski sağlıklı günlerimdeki görüntüye bürünmek moral için iyi geldi doğrusu. Wilfred ile de görüşmemiz olumlu geçti. Bir süre daha evde olmam gereği medical bakımdan şart gözüküyor. Bu süre sonunda yeniden çalışma hayatına dönmenin bana iyi geleceğini biliyorum.

Bundan böyle hiç kimseyi evinden, ailesinden ve sevdikleinden sağlık nedenleri ile ayırmasın. Ayrılıklar olacaksa mutlu ve hayırlı işler için olsun. Herkes için bunu diliyorum yürekten.

Kucaklıyorummm.
Şule

29 Mayıs 2010 Cumartesi

ŞULE' MİZE KAVUŞTUK..















Merhaba sevgili dostlar ve arkadaşlar,

Bugün canımız Şule'mize kavuştuk Tanrıya şükür. 140 günlük ayrılık bitti ve Şule sizlere söz verdiğimiz gibi güle -oynaya evine, sizlere kavuştu. Herşey çok güzel. Herşey olması gerektiği gibi. Çok mutluyuz. Çok sevinçliyiz.

Bugün havaalanında sevgili Buket'e söz verdiğim için bloğumuzda hemen resimleri yayınlıyorum. Devamı tabiki gelecek..

Sizleri çok seviyoruz. Bizleri yanlız bırakmadığınız için tekrar çok teşekkür ediyoruz....
Sağlıcakla kalın
Alev