31 Mart 2010 Çarşamba

31 Mart










Merhabalar,

Yalçın döndüğünden beri bizim de günlük hareketimiz arttı. Uzun yol yürüyüşçüsü ve bisikletçisi sevgili ağabeyim, daha once 2.5 saatliğine gidiyorum diyerek 6 saatte döndüğü göl kenarındaki ormana götürdü. Essen’in güneyinde kocaman bir göl ve göle yamaç halinde orman iniyor. Önce yokuş aşağıya gölün kenarına indik ve epeyce göl kenarından yürüdük. Eeee bunun bir de çıkışı var tabi. Ben de sınırlarımı ne kadar zorlayabilirim merakıyla düz yoldan daha uzun yürümek yerine yamacı tırmanmaya karar verdim. Bir de ucunda Yalçın’ın daha once nefis ördek yediğim dediği Çin lokantasında mola vermek fikri olunca "dayan Şule" dedim.

Ve arkadaşınız o yamacı tırmandı. Bacaklarım bir yıldan beridir böyle çalışmamıştı. Yaşlı teyzeler gibi her 50m de durup dinlenerek, kalbimin çarpıntısını dindirerek yürüdüm. Şahane bir göl manzarası eşliğinde ve gözümde kızarmış ördek görüntüsüyle motivasyonu sağladık. Sonunda lokantanın olduğu yere geldik. Toplam 1.5 saat ve bunun önemli bir kısmı tırmanış olarak ilk yürüyüş rekorumu kırdım.

Çin lokantasında hemen ördekleri sipariş verdik. Hastaneye yattığımdan beri ilk defa dışarda yemek de bugün bir ilkti. Yalnızca pişmiş, kızarmış ve soyulmuş gıda yiyebildiğimden benim ördeği de öyle seçtik. 2 ördeği 3 kardeş afiyetle gövdeye indirdik. Bu anlatımıma kanıp da iştahımın çok yerinde olduğunu zannetmeyin. Azıcık yiyebiliyorum, hemen midem kendini hatırlatmaya başlıyor, ama olsun, bunu yapabilmek bile benim için bir ilerleme.

Yemeği de yedikten sonra ben tabi çöktüm. Hemen taksi çağırdık ve kendimizi eve attık. Ben uzun koltuğa yattım ve halen kalkamadım. Bu satırları da size yatarak yazıyorum, bacaklarımı da hissedemiyorum. Yarın doktorumuza bu rekorumu söyleyeceğim, bakalım ne diycek?

Yaşasın yarın oğluşum geliyorrrr!!!!

Şule

29 Mart 2010 Pazartesi

29 Mart

Sevgili arkadaşlar, dostlar ve ailem, tekrar merhaba,

Önce güzel haberleri vereyim. Bugün doktor kontrolümüz vardı. Her şey yolunda gidiyor. Kan değerlari normal. Geçen hafta aldığım mikrobu da kuvvetli antibiyotiklerle yendim sanırım. Reaksiyon devam ediyor ama cildimde ööle kızartmalar yok. Reaksiyonu engelleyen ilacın dozunu biraz daha azalttı doktor. Önümüzdeki iki hafta bunun etkisini görürüz dedi. Ondan sonra daha seyrek kontrollerle devam edeceğiz. Midem halen çok hassas, ne fazla aç kalmaya ne de çok tok olmaya tahammülü yok. İnsanın en zayıf neresi ise hastalıklardan en çok o tarafı etkileniyor sanırım. Çocukluğumdan beri önce iştahsızlık yaşlarım ( annem bana ilkokuldayken 30 kg ol sana artık ye demiycem derdi), sonra da yatılı okul şartlarından etkilenen sindirim sistemim de yeni hücrelerimle yenilemiş olur umarım.

Bol yürüyüş yapmam gerekiyor. Ama bu memlekette devamlı yağmur yağıyor. Güneşi gördük mü fırlamak lazım. Dur biraz daha hava ısınsın diye bekleyince, güneş yerine kara bulutlar geliveriyor. Genelde günüm rutin geçiyor, öyle de olması lazım. Internet, mailer, kitap, dergi derken gün bitiveriyor. Bu arada Ecmel’in atkısı epey ilerledi, ikinci dolama uzunluğuna geldi. Bitirecem ama seneye kışa takacak artık. Ossun bu marifetimiz de göstermiş olduk yeni gelin hanım olarak.

Bu hafta içimde heyecan var. Çünkü perşembe günü Alp buraya geliyor. 3 gün kalacak ,kısa zaman ama onu çok özledim. Hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştık. Haldun bir kaç hafta sonra demiş, karıştırmış. Alp’in onlarda bir kaç hafta kalacağı ile karıştırmış anlaşılan. Istanbuldaki evimizde tadilat, badana boya başlıyor bu hafta. Ben gelmeden bu işleri bitirelim dedi Ecmel ve acaip bir organizasyonla evi hallediyor. Alp bu süre içersinde aziz dostumuz ve alt komşumuz Haldun ve Aşkım’da kalacak çoğu zaman. Tekin’in yokluğunu 3 misli kadar aratmayacaktır.

Müjde, saçlarım çıkıyor. Kafam gölgeli asker kafası gibi oldu. Çim adamı geçeceğim bu gidişle. Doktoruma, erbaş gibi oldum deyince, sana her hal yakışıyor dedi. Artık her görüşmemizde birbirimize sarılıp vedalaşıyoruz, Yalçın da “Ecmel burdayken bu adam bunları yapıyor mu” diye soruyor. Ne haddine, Ecmel ile gittiğimizde gayet efendi durumlardayız. Ahmet beyle biz ilk Istanbul’da Amerikan hastanesinde birinci kemoterapi sonunda tanışmıştık. O zaman odamın kapısında benim bankanın bir kampanyası için çekilen posterim asılıydı. O resmi çok beğenmiş ve aklında kalmış sanırım, buradaki hastaneye yattığım zaman hemişerelerden bir gün biri gelip, Ahmet bey sizin model olduğunuzu söyledi dedi. Adam kafa buluyor tabi ama hemşire ne bilsin. Ben de ona böyle bir esprinin nereden kaynakladığını anlatmak zorunda kalmıştım.

Umarım, önümüzdeki günlerde çok etkilenmem de size daha çok sık yazabilirim.

Sevgilerimle.

Şule

28 Mart 2010 Pazar

28 MART

Merhaba sevgili arkadaslar ve dostlar,


Bugün bildiginiz gibi pazar. Sule ile beraber bir karar vermistik. Tatil günü blog yazmaya ara verelim diye. Ama gecenin bu saatinde yine icime sinmedi . Iki satirda olsa yazayim, sizler yine merak icine kalmayin diye..

Bu sabah saat 10.00 civari uyandik. Rutin ev hayatimizi devam ettirdik. Öglen yemeginden sonrada yürüyüse gideriz dedik. Ama gidemedik. Bir yagmur, bir dolu.... Hic sormayin. Camlara carpa carpa yagdilar..Tabi disariya cikmak mümkün olmadi...

Aksam saat 19.30 da Yalcin Münih'den geldi. 15 günden fazla olmustu gideli. Bir hafta sonra dönerim diye gitti. Hastalaninca süre uzadi tabii.

Münih'deki Türk bakkaldan siparislerimizide getirmis eksik olmasin.. Princ unu, baldo princ, yufka vs....Bunlari bana cantadan cikartip verirken enteresan fikirlerinide yumurtlamaya basladi.

*Yok efendim, insanin iki tane evi olmasi cok güzel oluyormus...
*Her evde baska türlü pohpohlaniyormus.
*Her evdeki konular birbirlerinden cok farkliymis..
*Her iki evdeki hanimlar da onu cok seviyormus....
falan filan....

Adam niyeti bozdu galba.... Biraz kontrol altinda tutmak lazim!!!!!!!
Haldun' cum, bu görevi sana tevdi ediyorum.........


Bildiginiz gibi dün Yalcin'in dogum günüydü. Pastasiz olmaz tabi...
Sabahleyin biraz macera yasayarak pastamizi da yapmistim. Yemekden sonra mumlarimizi da üfleyerek Yalcin'cigimizin yeni yasini kutladik....


Yarin sabah yine erken kalkacagiz. Normal hastane kontrol randevumuz var. Artik tahmin ediyorum ki yarin size Sule yazacak.


Tekrar görüsmek üzere sizlere iyi bir hafta diliyorum,
Saglicakla kalin,
Alev

27 Mart 2010 Cumartesi

27 MART




Merhaba sevgili dost ve
arkadaslarimiz,


Bugün 27 Mart. Canimiz donörümüz Yalcin'in dogum günü... Elli küsur yasindan gün almaya basladi kendileri... Artik ne olur kac küsur oldugunu bana sormayin. Isterse kendisi aciklasin.. Bugün ayrica yanilmiyorsam Dünya Tiyatrolar Günü.. Iste, yasam bir tiyatro, ve bizler de iyisiyle, kötüsüyle rollerimizi laikiyle oynamaya calisiyoruz....



Bu sabah erken kalkacagimiz konusunda , dün gece Sule ile birbirimize söz vermistik. Gec saatte uyaninca vallahi günün bereketi kalmiyor. En gec 09.30 da kalkalim dedik ve sözümüzü tuttuk.

Kahvaltimizi ettikden sonra ikimizde köselerimize cekilip maillerimizi kontrol ettik, gazetelere baktik. Sonra ben biraz ev toparladim. Derken ögle yemegi zamani geldi. Onu da eda ettikden sonra biraz istirahat ve arkasindan sokak....


Hava bugün burada parcali bulutluydu ama ayni zamanda da soguktu. Biz evden cikarken günesli kismindaydik... Dönüs yoluna gectigimizde ise yagmur yagmaya basladi. Bizi islatacak kadar degildi ama günesimizide götürdü tabi.

Yürüyüs parkuru olarak benim markete gittigim yolu sectik. Biraz da vitrinlere bakariz diye... Vitrin deyince sakin ola gözünüzde büyütmeyin. Cok mütevazi vitrinler. Ama olsun, degisik bir ortam tabiki..















Bu arada Yalcin'in da kulaklarini cinlatmadan duramadik tabi. Eger bugün o burada olsaydi yürüyüs yolu olarak carsiyi unutarak %1500 Essen ormanlarina giderdik..


Gecen haftalarin birinde, cok yogun calistigi birgün islerden bunalip, "benim biraz yürümem lazim" demisti . Essen haritasindan yine ormanlik bir alan bulup "ben 4 saat sonra gelirim" deyip firlayip gitmisti. Aradan 3 saat falan gecmisti ki telefon caldi. Arayan Yalcin. "Kizlar ben biraz kayboldum galba, yürürken yürürken gene ayni yerde kendimi buldum. Yolu simdi dogruttum beni merak etmeyin " dedi!!!!!!!! Geldikden sonra da büyük bir itirafda bulundu. Ormanin icinde cok güzel bir restorant görmüs. Dayanamamis girmis tabi. Toplam alti saat sonra eve döndü....!!!!!!

Size bunu anlatmamin nedeni, Yalcin'in yürüyüs süreleri. Öyle bizim yürüyecegimiz bir saatler falan kesinlikle onu kesmez!!!!!!

Eve döndükden sonra Sule biraz uzandi. Ben Skpe dan arkadasima konustum, sonra ikindi kahvaltisi zamani geldi. Onuda hallettik..

Sonra aksam yemegi hazirlama süreci basladi. Sule simdi Ecmel ve Lal ile konusuyor. Ondan sonra yemegimizi yiyecegiz...

Size buradan ufak bir sir vereyim. Gecen gün carsida bir magazada "CIM ADAM" gördüm. Hemen aldim tabi. Hani patates görünümlü adam kafalari oluyor, sac kismina cim tohumu koyuyorlar, Suladikca sac gibi cim ler cikiyor. Benimki adam degilde, kücük bir ayicik.

Simdi Sule ile yarisa girdiler.... Bakalim yarisi kim kazanacak???Kimin saclari daha önce uzayacak???????!!!!!!!! Sirrimiz bu........


Eveeeeet arkadaslar, Haldun'u yine kizdirmayayim.. Bu gecelik de bu kadar olsun...Sule ve ben hepinizi cok özledik ve cok seviyoruz...

Saglicakla kalin,
Alev

26 Mart 2010 Cuma

26 MART

Merhaba sevgili arkadas ve dostlarimiz,


Bugün sabahin bayagi ilerlemis bir saatinde yagmurlu bir Essen gününe uyandik. Dün gece baslayan yagmur hic durmadan sabaha kadar yagdi, yagdi...
Ancak öglenden sonra biraz hizini kesti. Eeeee böyle kasvetli bir günde baska ne yapilir ki???

Bugün öglenden sonra bir ara markete kadar gittim. Yarin Yalcin'a pasta yapacagim ya... Malzeme tedarikine ihtiyacim vardi. Ama kötü bir haber biberli cukulatalar bitmissssss. Evde yarim paketim vardi, artik normal bitter ile onu karistiracagim. Yalcin'in alacagi olsun. Yine yapariz biberlisini..


Buradaki mutfagimi cok seviyorum. Ufak ve derli toplu. Hic yorulmadan bir saga , bir sola dönerek isleri yapabiliyorsunuz. "Büyük mutfak" diye zamaninda yirtindik durduk ama yaslar ilerleyince onuda kücültmek gerekiyormus . Bunuda ancak burada anlayabildim...













Öglenden sonra skype den Yalcin ile konustuk. Artik iyilesmeye yüz tutmus. Nesesi yerine gelmis. Insallah pazar günü gelecek. Bu arada dünkü hastane gelismelerinden sonra huzursuz olmus ve Doktor Ahmet beyi aramis. Sule'nin durumunun gayet iyi oldugunu, istedigi reaksiyonu elde edebilmek icin ellerinde cesitli yollar oldugunu, merak edilecek birsey olmadigini , sabirli olmamizi ve Sule' nin biraz daha sikintilara gögüs germesinin gerekliligini anlatmis Ahmet Bey.


Ayrica Yalcin, gecen hafta hastalandigini, antibiyotik aldigini, iyilesmeye basladigini anlatinca "tam iyilesmeden Sule'nin yanina gitme, gidersende ondan uzak dur" diye tembihlemis.


Yalcin'a daha gelme diyecegiz ama gelmesi lazim. Önümüzdeki haftalarda Sule'nin burada 90 günü doluyor. Hastane raporlariyla polise gidip durum anlatilacak ve ek süre istenecek.

Artik , Ahmet Bey'in Yalcina tekrar önemini israrla belirttigi sterilizasyon kurallarini cok daha siki uygulayacagiz.

Sokak da giyilen kiyafetle kesinlikle evde dolasmayin, kalabalik yerlerden gelince sadece el yikamak degil dus yaparak Sule'nin yanina girin, yakin temasdan kacinin, tokalasmak, öpüsmek gibi seyleri düsünmeyin diye uyarilarda bulunmus. Cünkü dün yapilan tahlillerin birinde kanda, disaridan alinan bir mikroba rastlamislar. Onun icin dün öglenden sonra telefonla arayip ilac düzenlemesi yapmis. Artik evde daha siki kurallar
var!!!!


Isde böyle arkadaslar... Bir günümüzde böyle gecmek üzere. Birazdan yemek hazirligina baslarim , sonrada televizyon karsisinda yerlerimizi aliriz..

Tekrar görüsmek üzere ....
Saglicakla kalin
Alev

25 Mart 2010 Perşembe

25 MART

Sule'nin kusluk zamani....


Merhaba sevgili dostlarimiz ve arkadaslarimiz,


Müsaadenizle bu aksamda yine ben yaziyorum. Sizinde bildiginiz gibi bu sabah hastanede kontrol randevumuz vardi. Saat 8.00 a dogru evden cikarak taxi ile Ambulant merkezine ulastik. Kapida , Sule' nin hastaneden cikarken nazar boncugunu hediye ettigi Azerbaycan' li Orhan ve ailesine rastladik. Onlardan taburcu olmuslar ve bizim gibi kontrole gelmisler. Cocukcagiz da hicbirsey yiyemiyormus. Son üc günde bes kilo zayiflamis....

Once Sule' yi labaratuvara cagirdilar, tüp tüp kanlar, tansiyon,kilo vs. tüm ölcümler yapildikdan sonra Doktor Ahmet Bey'in ofisine gittik. Biraz kapida bekledikden sonra sira bize geldi.


Ahmet Bey Sule' nin genel durumunu degerlendirdikden ve rutin muayenesini yaptikdan sonra konusmaya basladi... Sule' nin mide bulantilari, düsmeyen miz miz bir atesi, kilo kaybi, halsiz ve dermansiz olusu tamamen bagisiklik sisteminin yeni hücrelere karsi bir reaksiyonu.Bu cok istenen bir sey.

Fakat bu kadar reaksiyonu Ahmet Bey yetersiz buluyor. Daha fazlasini istiyor. Onun istedigi tam reaksiyonda, tüm vucutta kirmizi kirmizi lekeler olusuyor. Cocugu agir kizamik gecirenleriniz varsa aranizda, iste hastaligin pik yaptigi zamandaki kirmizi gibi olmasini istiyor. Gecen hafta hastaneye gittigimizde o durumdaki bir adamcagizi gördük. Her yeri pence pence kirmiziydi. O safhaya gelebilirsek cok sevindirici olacak.


Evet arkadaslar, hepinizin can-i gönülden uyguladigi LÖKOSIT duasi , kabul edildi ve yerine ulasti....
Bundan sonraki dualarimiz REAKSIYON DUASI olarak belirlenmistir.



Lütfen, hepinizden rica ediyoruz dualarinizi bizden eksik etmeyin. Bize bol bol REAKSIYON DUASI yollayin... Ben de size Sule' nin kirmizi kirmizi olmus halindeki resimlerini yollayacagima söz veriyorum.



( O durumda fotografinin cekilmesine izin vermezse, size söz gece uyurken cekerim!!!!! yine yollarim)

Daha sonra hastaneden ciktik ve biraz yürüyerek taxi duragina geldik. Oradan da evimize ulastik.

Öglenden sonra Doktor Ahmet Bey telefonle bizi aradi. Sabahleyin bizden sonra sonucu cikan bir tahlile göre ilac ayarlamasi yapti. Sule'de Ahmet Bey'e " eger bu reaksiyon istediginiz gibi olmazsa ne yapacaksiniz?" diye sordu. Oda " simdi onu telefonda anlatmak uzun, bir ara sana izzah ederim" diye cevapladi. Artik pazartesi günü bunun cevabini almadan herhalde hastaneden ayrilmayiz...

Yalcin bugün biraz daha iyi. Herhalde hafta sonunda dogum gününü cocuklariyla kutladikdan sonra buraya gelir. Sabah bana yazdigi mesajda " sen pastayi yap, cukulata sosunu tüm hücrelerine cektir. Ben gelince afiyetle yerim" diyor. Zaten bu hastaliktan biraz zayifllamis yavrum!!!!
Dün yazdigim pastayi sormussunuz bana.." Biberli, cukulatali pasta" degil,
"biberli cukulata pastasi". Ben daha önce "biberli cukulata "hic yememistim. Ilk defa burada gördüm. LINDT - CHILI cukulata. Olmaz böyle bisey.... Iste pastada bu cukulatayi kullanacagim...Yorumlarini Yalcin size yazar....

Ilk defa bu aksam biraz erken size yazabildim. Ama artik müsaade edin, gidip yemek hazirlayayim.

DUALARINIZI BEKLIYORUZ



Saglicakla kalin,
Alev



24 Mart 2010 Çarşamba

24 MART

Merhaba dostlarim ve arkadaslarim,



Bu aksamda sizlere dünkünden daha farkli birseyler yazamayacagim.
Sule' nin atesi yine 37,7 civarlarinda dolasti. Istahi biraz daha düzelmeye yüz tuttu.

Hatta öglenden sonra bir ara " acaba biraz hava almaya disari ciksak mi?"diye düsündü. Ben " hadi hadi " diye biraz israr ettimsede giyinmeyi falan göze alamadi ve vaz gectik. Gectigimiz günlerde böyle birsey düsünemiyordu bile. Yavas yavas toparlanmaya basliyoruz insallah.


Yarin sabah saat 8.00 civarinda hastanede randevumuz var. Onun icin erken kalkacagiz. Vallahi fena alistik saat 10.00 lara kadar yatmaya.
Yalcin buradayken saat 8.00 oldumu telefonlar calmaya basliyordu, haliyle kalkiyorduk. Insallah o da biran önce iyilesir ve yanimiza gelir.


27 Mart Yalcin'in dogum günü. Burada beraber oluruz diye düsünüyorduk ama bu gidisla olamayacak galba. Sule' nin disaridan alinan pastayi yemesi yasak oldugu icin ben buradaki evimizdeki imkanlarla ona BIBERLI CUKULATALI pasta yapacaktim!!!!!!!! ( Yalcin bunu okuyunca belki anidan iyilesirsin haaaa!!!!)


Evet arkadaslar, bu aksamlik sizlere havadislerim bu kadar...
Müsaadenizle aranizdan ayriliyorum... Iyi geceler...



( Haldun' cum bu kadar yazmam kafi midir ??)



Saglicakla kalin...
Alev

23 Mart 2010 Salı

23 MART

Merhaba sevgili dostlarim ve arkadaslarim,


Sizleri merakta birakmamak icin bu aksam da biraz yazayim istedim.
Bu günümüz, düne göre biraz daha iyiydi. Sule' nin atesi 37-38 arasinda gidip geldi. Simdi elimdeki cizelgeye bakiyorum da bugün hic ates düsürücü ilac icmemis. Istahida daha iyiydi. Bulantilari da Allah sükür olmadi.


Biraz önce bana " vucudum 37 derece atese alisti galba, bu derecede fazla etkilenmiyorum artik" diyordu. Ama kendini yorgun hissediyor. Doktor Elmacli ile en son görüsmemizde de zaten böyle olacagini söylemisti bize.
Verilen kortizonu tedrici olarak azalttiklari icin böyle oluyormus. Bir süre sonra herhalde vucut buna adapte olacak...


Burada hava bugün fena degildi. Hatta sabahleyin günes bile vardi. Öglenden sonra ben yine bir market turu yaptim. Ondan sonra hep evdeydik haliyle... Su ates bir normale insede günlük yürüyüslerimizi yeniden yapabilsek.


Biraz önce Yalcin'dan bir mesaj aldik. "Benim atesim , sizinkine basar 38.8"
diye yaziyordu. Haydaaaaa!!! Bu nereden cikti simdi???? Tamam bogazi agriyordu, doktora gitti, ilaclarini aldi. Biz onu artik iyilesiyor diye düsünürken o isi büyüttü. Ehhh ne yapalim.. Ne zaman tamemen iyilesirse o zaman gelecek... Ama özledik yani.. Nerdeyse 15 gün olacak. Sabahlari evdeki filtre kahve kokusu cok güzel oluyordu. Yalcin gittiginden beri
kokuyu duymaz olduk.... Hadi Yalciiiiin, toparlan artik......



Evet arkadaslar bu aksamlik bu kadar olsun mu????
Saglicakla kalin.
Alev

22 Mart 2010 Pazartesi

22 MART

Merhaba sevgili arkadaslar ve dostlar,

Bu aksam da yine ben yaziyorum sizlere... Sule' nin keyifsizligi devam ediyor.
Bu sabah kalktigimiz zaman atesi 38 derecenin üzerindeydi. Kahvaltinin ardindan hastaneye telefon ettik. "Hemen gelin" dediler. Bizde toparlanip, bir taxi cagirip gittik.

Hemen labratuvar bölümüne yönlendirdiler, sayisini tam göremedigim coklukta tüplerle kan aldilar. Biraz bekleyip sonuclar ciktikdan sonra doktorun ofisine gectik. Bizim doktorumuz Ahmet bey bir konferansda oldugu icin baska bir doktorun ofisine yönlendirildik. Sonradan ögrendigime göre Sule'ye ilk geldigi zaman , katater takilirken elini hic birakmayan Cek doktormus!!!!!

Sonuclara bakarak ve Sule'yi muayene ederek önemli bir sey olmadigini, vücut reaksiyonun her bünyede farkli oldugunu, Sule' ninkininde böyle bir ates oldugunu bize anlatti. "Aslinda biraz kortizon vererek seni ayaga kaldiririm ama Dr. Elmacli geldiginde beni bogar dedi" Tabi saka olarak....
Ates 38.5 oldukdan sonra ancak parasetamol almasini önerdi, dayanacaksin gececek dedi....

Sonra eve döndük. Uzun süre uyudu Sule. Öglen yemegi olarak yogurt icine dogranmis elma ve grissini yedi. Öglenden sonra ona muffin yapmistim. Bir tane ondan yiyebildi. Aksam yemegi zamani yine midesi biraz bulanmaya basladigi icin sadece haslanmis taze patates yiyebildi... Ama suyunu icmeyi Allaha sükür ihmal etmiyor. Bol bol icebiliyor.

Isde, bu günümüzde böyle gecti. Yalcin bugün Münih den gelecekti. Fakat oda biraz hastalandi. Bogaz agrisi, nezle falan oldu. Onun icin " gelme" dedik. Herhalde hafta sonuna dogru iyilesir de gelebilir....

Yarin tekrar görüsmek üzere,
Saglicakla kalin...
Alev

21 Mart 2010 Pazar

21 MART

Merhaba sevgili arkadaslar ve dostlar,

Bugünkü blog yazisina baslamadan önce sevgili Haldun' dan icazet aldim. Bilgilerinize sunulur. Ayrica bu tip sevimli atismalara devam etmem konusunda arkadaslarimdan istekler geliyor... Benden günah gitti vallahi....

Bugün bildiginiz gibi pazar. Bu Almanya'nin pazarlari , hic bizim pazarlarimiza benzemiyor. Sokaklarda hic kimseler yok. O güzelim pastalari satan dükkanlar falan kapali. Daha önce yazmistim galba, bizim AKMERKEZ in adeta ikiz kardesi gibi olan bir alisveris merkezi var. Pazarlari kapali!!!! Yanilmiyorsam her ayin ilk pazarlari acik oluyormus..
Sadece ekmek satan dükkanlar da öglene dogru kapatiyorlar...

Bu sabah hayli gec uyandik. Kahvaltiya oturdugumuzda saat 11 .00 civari falandi. Sule bugün de hep uzanarak vakit gecirdi. Sabahtan atesi makul seviyelerdeydi ama aksam üzerine dogru hayli artti. Ates düsürücü ilacini almak zorunda kaldi. Hatta biraz soguk kompres bile uyguladik. Sonra yine makul seviyelere indi. Hem öglen, hem de aksam yemeklerini de yiyebildi. Hatta saat 18.00 civari bisküvi bile istedi. Bunun bir sürec oldugunu ve olmasi gerektigini bildigimiz icin fazla stres yapmadigimizi zannediyorum.

Simdi ben sizlere bunlari yazarken Sulem de yetenek yarismasini seyrediyor yattigi yerden. Bende simdi yanina gidecegim...
Yarin tekrar görüsmek üzere .....

Saglicakla kalin,
Alev

20 Mart 2010 Cumartesi

20 MART












Merhaba sevgili dostlar ve arkadaslar,



Bu aksam yine ben sizlerleyim. ( Haldun , kusura bakma....Sule' nin arzusuyla buradayim).




Biliyorsunuz dün Sule biraz atesli ve keyifsizdi. Bu sabah biraz daha iyi uyandi. Az da olsa kahvaltisini yiyebildi. Midesi de , düne göre onu daha az rahatsiz ediyordu.



Saat 10.00 civari Ecmel'i Istanbul'a yolcu ettik. Ayrilik biraz hüzünlü oldu ama ayriliklarin en güzel yani daha sonraki kavusmalar diye düsünüyorum.



En kisa zamanda Ecmel yine bizim yanimiza gelecek ve örülmekde olan kaskoluna kavusacak......( Bakiniz resim 1-a)











(Resim 1-a)



Ecmel gittikden sonra aksama kadar Sule televizyon karsisindaki kanepede
kah uyudu, kah programlara bakti. Ama yemek vakitlerini hic aksatmadi. Hatta , ara ögünlerde de birseyler yedi. Miktarlar az da olsa, hic dünkü gibi degildi.

Doktorumuzun dört gözle bekledigi bu reaksiyon döneminide böyle atlatacagiz insallah. Biraz kilo verecek ama ardindan domuz pirzolalarini löpletecegiz...!!!!!!!!!!!( Blogumuzu basindan beri takip edenler bunu bilirler)....


BU aksamlik da bu kadar yazayim.. Aman Haldun'cugumu kizdirmayalim!!!! Istanbul gecelerine sarkarken bizim kocalari da etegine takmasin.....

Yarin görüsmek üzere sevgilerimle,
Saglicakla kalin...
Alev

19 Mart 2010 Cuma

19 MART


Merhaba sevgili dostlar ve arkadaslar,

Bugün size ben yaziyorum, cünkü Sule' nin yine biraz atesi var. Dolayisiyle pek keyfi yok.

Bu sabah saat 8.00 de Ecmel ile beraber hastaneye gittiler. Yine rutin kan tahlilleri yapildi. Atesin kaynaginin arastirildigi, onun tahlil sonuclarinin öglenden sonra belli olacagini söylemisler. . Sonrada hemen eve döndüler, ama epey yorgun geldi Sule.

Öglenden sonra Doktor Ahmet Bey telefon etti. Tahlil sonucunda CRP nin cok yüksek cikmadigini, yani vucuttaki atesin bir enfeksiyondan kaynaklanmadigini söyledi. Bu sonuc, Ahmet bey acisindan cok olumlu bir gelisme olarak nitelendirildi.
Ama Sule bütün gün salondaki kanepede hep uzun oturdu. Aksam üzerine dogru midesi de etkilenmeye ve bulanmaya basladi. Daha sonra basi agrimaya baslayinca Ahmet Bey i tekrar aradik.
Bu habere cok sevindi doktorumuz. Cünkü bu, onun olmasini bekledigi bir reaksiyonmus. Asagi yukari bir haftadir ilaclarin dozlarinda devamli bir ayarlama yapiyorlar. Bunun sonucunda da, Sule' nin hücrelerinin, yeni gelen hücrelere bir direnc göstermesini istiyorlar.

Bazi bünyelerde bu direnc kendiliginden oluyor. Bazilarinda da Sule'de oldugu gibi ilaclarin dozlarini ayarlayarak kendileri baslatiyorlar.
Herhalde birkac gün bu sikintilar devam edecek. Ondan sonra tekrar keyfi yerine gelmeye baslayacak. Bunlar olmasini bekledigimiz durumlar.
Onun icin telas etmeyin.. Eger olmasaydi endiselenirdik. Rahat olun...

Yarin tekrar sizlere yazarim.
Saglicakla kalin..
Alev

18 Mart 2010 Perşembe

18 MART

Merhaba sevgili arkadaslar ve dostlar,

Dün blogumuzu güncelleyemedigimiz icin bizi merak edenleriniz olmus.
Hemen bastan yazayim sizlere. Merak etmeyin cok önemli birseyimiz yok.
Dün öglenden sonra Sule' nin biraz atesi cikti. Bir ara 38 dereceye kadar yükseldi. Hastaneden taburcu olurken cok siki olarak tembihlemislerdi.
" En ufak bir degisiklikde hemen istasyonu arayacaksiniz" diye.
Bizde hemen aradik tabi.. Onlarda Sule'yi kendi doktoru Ahmet Bey' e yönlendirdiler. Bize telas etmememizi soyledi. Bunlarin hep olabilecegini , eger ates 38,5 olursa cuma yerine persembe günü hastaneye gelmemizi gerekirse antibiyotigi degistirecegini söyledi . Allaha sükür daha fazla yükselmedi ates.


Ama biraz keyfi kacti tabi. Hali, dermani, istahi hemen etkilendi. Onun icinde dün size yazamadi. "EEEE sen niye yazmadin "diye soracak olursaniz, ismi lazim degil ama HALDUN isimli bir cocukluk arkadasim var. Gecen gün cok uzun yazdim diye benimle bayagi girgir gecmisti. Alindim biraz herhalllll. Onun icinde dün yazmadim. Sule bugün de yazamayacagini söyleyince, sizler bizi merak etmeyesiniz diye yine klavyeyi elime aldim.

Kisaca sizlere durumu izzah etmeye calistim, merak etmeyin. Yarin sabah, rutin kontrolü var. Bakalim Ahmet Bey ne diyecek.

Bu durumun haricinde bugün fazla degisik birsey olmadi. Hep evdeydik. Ben bir ara söyle bir ufak tura ciktim. Sonra normal ev hayati.

Burada hava bugün cok güzeldi. Hem sicak , hem de günesliydi. T-shirt ile dolasan bir iki kisi bile gördüm. Cafe lerin önlerine masalar cikmis, herkezler oralarda oturuyordu. Yani günesi gören kendini sokaga atmis...


Amman ben yine kaptirip lafi uzatmayayim da ismi lazim degil arkadasi kizdirmayalim.......



Yarin insallah Sulem size yazar...

Tekrar görüsmek üzere...
Saglicakla kalin...
Alev

16 Mart 2010 Salı

16 Mart


Dart Veder Essen sokaklarında....

Merhabalar,

Bugün hastahanede kontrol günümdü. Erkenden gittik. İlk randevu olduğumuzdan fazla beklemeden doktorumuzla görüşüp vakitlice dönebiliyoruz. Biz çıkarken hematoloji bölümü bekleme odası insan kaynıyor. Kanım alınıp anında bilgisayara giriliyor. Bir ara yanımıza baş örtülü teyze gelip, siz de Türk’sünüz değil mi diyerek kimin hastası olduğumuzu teyit ettikten sonra (kendi mi bir yakınımı anlamadım, Ahmet beyin hastasıymış) , eeee anlatın bakim nedir durumunuz gibi bir sohbete girmeye çalıştı. Taktığım maskeden ilik nakli olduğumu tahmin etti. Öyle bir ruh hali ki, tanımadığım insanlarla ne hastalığımı konuşmak istiyorum ne de onlarınkini dinlemek istiyorum. Hemen kaçtık Alev’le bekleme odasından, doktorumuzun odasının önündeki sandalyelerde beklemeye başladık.

Allaha şükür, kan değerlerim yerinde. Beyaz ve kırmızı hücreler iyi faaliyette. Şimdi doktorumuz bağışıklık sistemimin yeni hücrelere daha fazla reaksiyon vermesini istiyor. Daha tam reaksiyonda değilsin diyor. Anladığım kadarıyla ilk belirtiler karaciğer kaynaklı ciltte oluşuyor. Ama benim cildim yerine bağırsaklarıma vurdu. O da bir reaksiyon ama yeterli değilmiş. Bu nedenle ilaçların düzenini değiştirip bazı ilaçları da eksiltti. Bakalım önümüzdeki günler ne tür tepkiler oluşacak.

Yemek yediğim halde kilo verdiğim doğru. Bacaklarım oldu birer kürdan. Aslında tam iştahım açıldı denemez çünkü en büyük tatlıcı ve çikolatacı ben, daha bunları canım çekmiyor. Ne zamanki yediğim çikolatının geri kalan paketinde gözüm kalır, o zaman bu iş tamamdır.

İki gündür süren bitkinliğimden bugün sanki sıyrıldım biraz. Hastahane dönüşü önce Transplantasyon Merkezine (KMT) istasyonuna uğradık. Orada sürekli benimle meşgul olan doktorumuza merhaba dedik. Çok memnun oldu. Hastaların hep en kötü zamanlarını bildikleri için, iyi hallerini görmek onlar için de çok motivasyon oluyor. Dr. Sandra Christoph çok şen şakrak bir kadın. Komik bir şey söyleyince tüm bölümü çınlatan kahkahasını patlatıyor. Arada ufak tefek tıbbi müdaheleleri yaparken adım adım bana ne yapacağını hep anlatarak yapıyordu. İyi bilgilendirilince zaten korkunu atıp, teslim oluyorsun.

Dönüş yolunu yürüyerek yaptık. Ağır bir tempoda 20 dakikalık bir yol. Size yolda çektiğimiz resimlerden gönderiyorum.

Bu akşam bana müsaade. Ecmel bugün geldi. Kocamla ilgileneyim artık izninizle…….

Kucakladım.

Şule

15 Mart 2010 Pazartesi

15 MART PAZARTESI


Merhaba sevgili dostlar ve arkadaslar,

Hatirlarsaniz on gün önce klavyeyi Sule'ye iade etmistim. Zaten istekde ondan gelmisti. Bu arada , gerek blogdan gerekse Sule' ye yazdiginiz maillerden benim arada sirada yine yazmami istadiginizi biliyorum. Cok tesekkür ediyorum. Beni havaya sokuyorsunuz ama bu blog da Sule'ye ait yani. Onun icin de ben arada misafir sanatci olarak sahneye cikar, sonra köseme cekilirim. Sule hastanedeyken vaktim cok daha fazlaydi. Cogu kez de biliyorsunuz onun yaninda otururken size yaziyordum.

Fakat eve geldikden sonra vakit biraz daraldi. Essen sehrinin marketlerinde bir tur düzenledikden sonra tedarik ettigim camasir sularini kullanmam lazim.. Sule' yi beslemem lazim. Son günlerde , bana caktirmadan nasil bir rejim uyguluyorsa yediriyorum yediriyorum yine kilo veriyor.... Doktorumuz Ahmet Bey bunun normal oldugunu , 56 kiloya kadar inmesini kabul edebileceklerini gerekirse ondan sonra bazi ilaclar verebileceklerini söyledi. Onun icin dert etmiyoruz. Nasilsa caresi var ama yiyebilecegi seyleri de azami miktarda tabiri caizse tikistiriyorum...

Bugün size yazmami Sule istedi. Cünkü kendileri örgü örüyorlar!!!!!!!!!
Ecmel'line bir kaskol örmeye basladi. Onu bitirmeye gayret ediyor. Sisler eline öyle cok yakisiyor ki sormayin. Cekiliyor kösesine, tikir tikir gayet ciddi bir eda ile örmeye basliyor. Bu örgü örmenin nasil bir terapi oldugunu mutlaka hanimlar biliyordur. Insan kendini unutur vallahi...

Ecmel, insallah yarin öglenden sonra burada olacak. Bakalim kaskolu burada takabilecek mi????Görecegiz........ Onun icin bu aralar size ben yazabilirim.. Yeterki kaskol bitsin...... Bittigi zaman size mutlaka fotografini gösterecegim...

Isterseniz size günlük programimizdan biraz bahsedeyim.
Bu aralar Yalcin burada olmadigindan dolayi sabahlari biraz gec kalkiyoruz. Cünkü Yalcin'in telefonu calmiyor. Allah eksikligini göstermesin ama o buradayken, is yerlerinde mesai saati baslayinca Yalcin'in da telefonlari cinlamaya basliyor. Haliyle hep beraber kalkiyoruz.
Kalkarkalkmaz Sule " acim, acim, acim" diye dolanmaya basliyor. Hemen kahvalti hazirligina basliyoruz. Güzelcene yemesi gerekenleri yiyor masallah... Sonra ben mutfagi toplarken , o da ilac kutusunu alip yanima geliyor ve günlük dozlarini elindeki listeye göre kücük kutusuna diziyor.

Sonra salona geciyoruz. Ben rutin ortalik toparlama islerini hallederken, Sule'de maillerine bakiyor, blog daki yorumlari büyük bir merakla okuyor. Telefon görüsmelerini yapiyor. Ondan sonra ara ögün yemegimiz geliyor. Meyva olabiliyor.. Bisküi veya grissini olabiliyor...

Ondan sonra markete gitmek gerekiyorsa ikea dan aldigim pembe pazar arabam ile markete gidiyorum. Et haric diger malzemeleri tedarikde bir sorun yok. Fakat is ete gelince durum degisiyor. Bu Almanlar bir kelimedeki bir harfi biraz farkli telaffuz edince hicbisey anlamiyorlar. Onun icin Yalcin bana alabilecegim et cesitlerinin isimlerini liste halinde yazdi. Oradan bakarak kagida yaziyorum. Kasabin eline veriyorum. Olay tamamdir.....Dönüsde de evin altindaki Misirli büfeciden hürriyet gazetesini alip eve dönüyorum. Asansörden indikden sonra pazar arabasinin tekerleklerine mavi galoslardan takip onu mutfaga kadar getiriyorum!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Öglen yemeginide eda ettikden sonra show TV deki YEMEKTEYIZ programini izliyoruz. !!!!!!!!!!!!Sonra cay saati geliyor ama cay icmiyoruz. Sicak sütün icine birazcik nescafe koyuyoruz, yaninda bazen kek, bazen poaca bazende hazir paket kurabiye yiyoruz. Paketi actikdan sonra kalani Sule birdaha yiyemiyecegi icin ablacigi zaman icinde onu tüketiyor.

Sonra herkez birseylerle mesgul oluyor. Sule umumiyetle kitap okuyor, internette birseyler arastiriyor.... derken aksam yemek vakti geliyor. Onuda hallediyoruz. Mutfak toparlaniyor ve salonda bulusuyoruz. Bu bulusma biraz kalabalik oluyor... Cünkü kocalarimizla telefonlasiyoruz, skype dan görüsüyoruz... Günlük raporlarimizi veriyoruz haliyle.... Sonra televizyonda bir programa takiliyoruz... Derken Sule bir banyo yapiyor, uyku kiyafetlerini giyerek Tv karsisinda yerini aliyor. Isiklar hafif karartiliyor, uyku mayalandirilmaya baslaniyor. Bende yatagima yatip, burada ki digiturk de sadece kanalD cikmadigi icin her aksam Ask-i memnu nun her bölümünden bir parcayi internetten izleyip uykuya daliyorum. Bu arada Sule'de, bana bir öpücük üfleyip odasina gidip yatiyor... Bir günümüzüde böylece bitirmis oluyoruz...

Yaticaz kalkicaz- yaticaz kalkicaz ve insallah yakin bir zamanda, bir sabah
kalkip bavullarimizi alip evimize dönecegiz....

Bu aksamlikda bu kadar arkadaslar. Dizimin son bölümünü bu aksama birakmistim. Müsadenizle onu izleyeyim artik...

Saglicakla kalin...
Alev

13 Mart 2010 Cumartesi

13-14 Mart (Pazar Tatil!)

Yünümü de örerim, Projemi de yaparım.

Sevgili Dostlar,

Geçenlerde size bir projem olduğundan bahsetmiştim. Uykusuz geçen bir gecede bu projeyi mutlaka hayata geçirmeye karar verdim. GülFidan rumuzumuz Gülsüm Anne’nin verdiği bu fikri gerçekleştirmek için heyecan duyuyorum. Sizlerle de paylaşmak istedim çünkü hem daha fazla bilgiye ihtiyacım var hem de sizin de önerilerinizi değerlendirmek isterim.

Projemiz: suleayral blog yazılarını kitaplaştırmak ve bundan elde edilecek bağış ve satış gelirlerini lösemi ve/veya ilik nakli ile ilgili bir kuruluşa bağışlamak.

Blog yazıları ve yorumlar o kadar çok şey anlatıyorki. Lösemi ve benzer hastalıklarla uğraşan kişiler, yakınları, hekimler, bu işle ilgisi olan olmayan herkesin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Çünkü yazılarda yalnızca bir hastalığın tedavi süreci ve buradaki merkezi “best practice” olarak anlatmanın yanısıra, mücadelenin aslında nasıl sevginin gücüyle, sevenlerin ilgisi, desteği ve kardeş dayanışması ile verildiğini anlatıyor. Ayrıca “humor” var, şiir var, dostluk var…..

Kitabı bastırmak kolay. Asıl soru toplanacak kaynağın doğru bir amaç için doğru bir kuruluşa aktarılabilmesi. Bağış veren ile alanın da sorumluluk taşıyacağı, yaratılan katkının doğru değerlendirilmesi ve mümkünse sürdürülebilir olması önemli.

Bunun için ilk akla gelen tabi –hele çocuklar söz konusu olunca- iki vakıf var;

i)Lösev, merkezi Ankara, YK başkanı Üstün Ezer (ismi, şahsiyetinle eş değer mi bilemem)

ii)Bizim Lösemili Çocuklarımız Vakfı, merkezi Ist, YK başkanı Prf. Gündüz Gedikoğlu

Istanbuldaki doktorlarımızdan birine konuyu bahsettim. Onun da önerisi bir devlet hastahanesinin ilik nakli merkezi olabilir oldu.

Türkiyedeki ilik nakli ihtiyacı olan hastalar ve sunulabilen imkanları özetleyen bir yazı buldum, internette. Aşağıda linki var. Okudukça ne kadar şanslı olduğum için şükrediyorum Allaha

http://www.hekimlerbirligivakfi.org/news_read.php?i=2284

Şimdi sizlerden ricam; Bu vakıflar hakkında yalnızca internette olanı ile sınırlı bilgiye sahibim. Bu vakıfları tanıyanlar, bilenler var mı? Daha önce tecrübeleriniz oldu mu? Ayrıca önerilen diğer alternatif ilik nakli merkezleri için gene hekim camiasından destek almamız gerekiyor. Hangi üniversite hastahanesi? Neden? Kontak kimdir?

Ben araştırmalarıma devam ediyorum. Sizlerin de öneri ve bilgi katkılarınız olursa sevinirim. Bu hepimizin kolektif bir çalışması olacak en nihayetinde. Kitabın tasarımı, ismi, ön yazıları kafamda hazır bile.

Hafiyesi ve araştırmacı kimliği kuvvetli arkadaşlarım, haydi sizden destek bekliyorum.

Sevgiyle Kucaklıyorum.

Şule

12 Mart 2010 Cuma

12 Mart

Şule Cimnastik'de
Evde her gün hareketler yapmaya çalışıyorum. Elimdeki su şişeleri ağırlık niyetine....

Bu akşam Alev ablanız bana çok güzel kıymalı börek yaptı. Nedense hastahanede en kötü olduğum zamanlarda bile bir iştahım gelse de kıymalı börek yiyebilsem demiştim. Merakım da yoktur özellikle ama canım çekti zaaar!
Haftasonu daha uzun yazacağım söz :)
Kucaklıyoooruuuum.
Şule

11 Mart 2010 Perşembe

11 Mart

Sevgili Arkadaşlarım,

Sizlerden bloga gelen yorumları biz de her gün 4 gözle bekliyoruz. Bazı arkadaşlarım ayrı mail atıyor. Bu mesajların önemli bir kısmında “Alev abla yazmaya devam” istekleri var. Siz beni rekabete mi sokmaya çalışıyorsunuz? Yoksa elbirliği ile anlaştınız, hırslanayım da daha çok gayret ederek iyileşeyim diye uyguladığınız bir taktik mi bu? Şunu bilmenizi isterim ki yeni hücrelerim ile birlikte her türlü hırslarım ve iddialarımdan arınmış durumundayım. Yalnızca güzel hayallerim ve bazı gerçekleştirmek “arzusunda” olduğum şeyler var. Ve bunları sevdiklerimle paylaşmak var.

Bugün ikinci kontrolüm vardı. Kan değerlerim gayet iyi. Yapılan son biyopsi sonuçları da olumlu çıkmış. Şimdi artık vücudun yeni hücrelere reaksiyonu biraz olsun istiyorlar. Onun için bağışıklık sistemini baskıda tutan ilacı azaltarak tepkileri görecekler. Bazı sıkıntılarım olabilirmiş, ciltte, özellikle karaciğer kaynaklı. Doktorumuz o kadar konusuna hakim ki bunların hepsini çözeriz güvenini tam veriyor. Yemek yemeğe başladığım ve her gün biraz daha çok yediğim halde yarım kilo vermişim, ellerim titremeye devam ediyor. Doktor bunların hep ilik reaksiyonu unsuru ve aldığım ilaçlardan olduğunu belirtti. (Bu arada bloga çok uzun yazamıyorsam ellerim titriyor olduğundan, namerdim)

Şu anda her zamanki kilomdan 4 kilo daha zayıfım, doktor max 3 kilo daha kaybedersin yoksa basarız kortizonu seni şişiririz diyor.Bunu söylerken de ellerini yüzünün iki yanında kocaman açarak büyük bir top taklidi yapıyor!

Dr’umuz Ahmet Elmaağaçlı benim eve çıktığım haftasonu Antalya’da kemik iliği transplantasyonu ile ilgili bir kongreye katılmıştı. Küçük yaşlardan itibaren Almanyada olduğundan bazen doğru Türkçe kelimeleri ve deyimleri yerinde kullanamama sıkıntısı var. Gitmeden önce bana hazırladığı sunumda kullanabileceği bazı kelimeler ve bir de H harfine “Ha” mı “He” mi denir diye sormuştu. Sunumu başarılı geçmiş ama bizim Türk milletinin bir sunumu yapan kişiye önce neresini eleştirmeliyim bakışlarını hep algıladığını ve bozuk Türkçesi ile hata yapmamaya çok gayret ettiğini söylüyor. Bir de gülmüyorlar, gülümsemiyorlar bile diyor.

Bu kongreye katılanlar bahsettiğim alanda prof ve doktorlar. Onlara şu soruyu yöneltmiş: Hepiniz transplantasyon işinle uğraşıyorsunuz ve bu işte donör bulunması ne kadar önemli biliyorsunuz, kaçınız donör olarak kayıtlı? 150 kişiden yalnızca 4 kişi parmak kaldırmış. Bunun üzerine Ahmet bey de çok üzüldüğünü ve bu işin içinde olan kişilerin örnek olarak donör olmaları gerektiğini belirtmiş. Mutlaka hak vermişlerdir ama kaçı bu girişimde bulunur, bilinmez!

Konuyu açınca Ahmet bey’e ben de, Türkiye’de bunun adresinin bilinmediğini ve benim hastalığımın teşhisi konup da ilik nakli yapılması gereği ortaya çıktığında bir çok arkadaşımın biz de donör olalım ne yapabiliriz diye çok sorduğunu söyledim. Ankarada İbni Sina’da bir doktorun adından bahsetti, donör bankası oluşturuyorlarmış ve iki hafta sonra onunla bir araya geleceğini ve bu konuyu konuşacağını söyledi. Gelen bilgiyi daha sonra ben de sizlerle paylaşacağım. Bana ağustos ayından beri bu soruyu soran arkadaşlarıma en azından bir cevabım olabilecek sanırım.

Eh, bu akşam kapasitemi fazlasıyla doldurdum. Şimdi biraz dinleneyim.

Herkesi kocaman kucaklıyorum.

Şule

10 Mart 2010 Çarşamba

10 MART













ilaç seansım!

Merhaba,

Kıskandırmış olmim bugün Alev bana meşhur poğaçalarından yaptı. İştahım adım adım açılırken ılık ılık yemek çok iyi geldi. Alev’den bu poğaça tarifini yaklaşık iki yıl once almış ve buzdolabının üzerine magnetlemiştim. Eve gidin bakın halen orada duruyor. Ama ben bir kez bile yapmaya kalktım mı, ıhh, ıhhh! Alev ile blog yazılarımızda rekabetteyiz ama yemek konusunda ne haddimize. Annem bile kabul ediyor Alev’in kendisini de geçtiğini…

Gecelerim uzun geçiyor. Aldığım ilaçların bir yan etkisi de uykusuzluk. Geçen gece 2.5 saat uyuyup sonra cin gibi kalktım. Kitap, walkman müzik (ING ekibime şükranlarımı iletiyorum, bana gitmeden önce hediye ettiğiniz walkman) ile oyalanıp sabahı ettiğim zamanlar oluyor. Belki de açığı kapatmaya çalışıyorumdur. Gece tavana bakarken projeler aklıma geliyor. Bunlardan birini sizinle yakında paylaşacağım. Biraz daha bilgi toplayıp, araştırmam gerekiyor. Ayrıca bu dönemde ING İK Grubumuzun yeni yapılanma döneminde üreyecek işleri ve projelerini sessiz geçen gecelerde bana malzeme olarak bekliyorum!!!!

On-line kalın anacıııım….

Şule




9 Mart 2010 Salı

9 Mart

Merhaba,


Evdeki yaşantımız rutin bir düzende gidiyor. Kurallara uymak zaten ister istemez internet dışında sosyalleşmeyi sınırlıyor. Ben de zaten önümüzdeki bu ayı sakin ve güç kazanmaya odaklanarak yaşamak istiyorum.


Sizleri blogda rutin haberlerle sıkmamak için beni bu süreç içersinde etkileyen kişilerden ve olaylardan söz etmek isterim.


Bugün bahsetmek istediğim kişi Chase Bank da aynı yıllar içersinde birlikte çalıştığımız arkadaşımız Mehmet Denizhan. Ben Mehmet’i inançlı, ağırbaşlı, efendi ve çok iyi futbol oynayan biri olarak bilirim. Bir kaç yıl once biricik kızı da benzer bir rahatsızlığa yakalanmıştı. Şimdi Allah bağışlasın Büşra lise sona geçmiş ve son derece sağlıklı.


Bir gün hastahanede odamda tek başıma yatarken kat sekreteri olan Türk asıllı Nermin hanım geldi ve ziyaretçileriniz var dedi. Kimler deyince “Mehmet Denizhan” tarafından gelmişler diyerek, odamın dışındaki kapalı balkona gelen ziyaretçilerimle pencereden iç hat telefon aracılığı ile görüştüm.


Gelen kişiler Mehmet’in Istanbul’dan arkadaşı Kadir ve eşi. Kadir’in eşi Köln de yaşıyormuş, dolayısıyla Köln’e gidip geliyormuş. Mehmet beni ziyaret etmelerini rica ederek bana verilmek üzere bir de not vermiş. Mehmet’in bana not yazdığı kağıt bizim o yıllarda Chase’ de “from the desk of” yazan antetli kağıtlarımızdandı. (Bknz bugünkü resim)


Mehmet’in iyi dileklerini yazdığı o not kağıdı beni nasıl uçurdu anlatamam. İnsan uzun sure bir odada çok uzun zaman geçirince ve günlük olayların dışında kalınca geçmişi hatırlamaya başlıyor. Çok uzun zamandır unuttuğu olayları hatırlıyor. Aklım taaa o yıllara gitti. Ben hep iyilerini hatırlıyorum!


Bu ziyaret benim için çok değerli bir motivasyonu oldu. Kendi kendime şunu dediğimi hatırlıyorum. “ Ulan Şule, seni hiç tanımayan insanlar, karı koca ,sen kalk taaa Köln’den arabaya bin ve sırf beni ziyarete Essen’e gel. Bir ihtiyacım olup olmadığını sor. Bu kadar seni tanıyan tanımayan herkesin sevgisini, ilgisini ve desteğini alırken, mutlaka olumlu düşünmeli ve iyileşmelisin yoksa yuh olsun sana “


Daha sonraki günlerde sıkıntılarımdan kendimi nereden nereye koyacağımı bilemediğim ve hiç bitmeyecekmiş gibi gelen günlerin bir gecesinde Mehmet’den gelen bir mail gördüm. Bana bu tür zor zamanlarda okumamı tavsiye ettiği bir dua yollamış. Şöyle;



"Allah'ım, senin ismine, malımı, dinimi ve nefsimi emanet ediyorum. Allah'ım, hükmüne beni razı kıl, kaderimde olanı bana mübarek kıl ki, te'hir ettiğinin acelesini, acele ettiğinin de te'hirini istemeyeyim. Nefsimin isyanını önle, teslimini sağla."


Bulunduğum durum ile duanın anlamını birleştirince, sabırsızlık gösterdiğimi düşündüm. DR’umda zaten hep sabır göstermem gerektiğini hepsinin bir zamanı olduğunu söyleyip duruyordu. Sanırım o günden sonra daha sakinleyebildim.


Mehmet’e:


Mehmet’cim bilmem bu satırları okuyormusun ama iznin olmadan senden bahsetmiş oldum. Gönderdiğin yüreklendirmeler için sana çok teşekkür ederim.



Bu arada Chase Bank gurubumuza değinmeden edemeyeceğim. 11 yıl kadar çalıştığım bu kurumdan çoooook şey kazandım. Kariyerimi, gelişimimi, mesleki tecrübemi ve doğru dürüst bankacılığı öğrendim. Ama en kıymetlisi çooooooook değerli dostluklar kazandım. Halen görüşüyoruz ve halen birbirimize sıkı bağlıyız. Ey Chase’liler ben dönünce toplanıyoruz, hazır olun!



Şule- The Chase Alumni

8 Mart 2010 Pazartesi

Uzaylılar Essen'de

Merhaba herkese,

Bugün sabah 8:00 de hastahanede Dr’umuzla ilk kontrol randevumuz vardı. Erken toparlanmak biraz zor oldu ama hep birlikte zamanında gidebildik. Gidince kan alıp hemen değerlere bakıyorlar. Sistem öööle otomatik ki; hemşire kanını alıyor, sen o arada Dr’u beklerken onlar kan analizlerini makinaya verip hemen sonuçları elektronik olarak senin Dr’a düşüyor. Dr’umuz Ahmet bey gelip masasına oturup bilgisayarı açınca şaak karşında Şule’nin tüm sırları ekranda.

Kontrol gayet iyi geçti. Hafif nezle bir durumum olduğundan ilave bir ilaç Verdi, oldu ilaçlarım 18. İlaçlar arasında kortizonlar da var. Bir tanesini kaldırdı. Şişlerim biraz daha azalır sanırım. Halbuki ne özenmiştim Sezen Aksu dudaklarıma! Bu arada kortizon kasların aleyhine çalışan bir madde. Fizyoterapistim, kortizon alırken kaslarının hemen gelişmesini bekleme boşuna kendini gereğinden fazla zorlama demişti. Kas yapmak isteyenlere ek medical bilgi olarak vermek istedim…

Size çok hoşuma giden bir olaydan bahsetmek istiyorum. Bizim evin hemen yakınında bir taksi durağı var. Yalçınlar bir kaç kez aynı şöfore binince ahbaplık kurulmuş. Azeri asıllı İranlı, ismi Tayeran. Üniversite mezunu gayet effendi biri. Karısının hatta iki üniversite diploması ve doktorası varmış. Almanya’ya göç etmişler. Kendi taksi şöforlüğü yapıyor, karısı da uygun iş bulamadığından ev hanımıymış. Haftasonu Ecmel Istanbul’a dönerken onu çağırdık havaalanına götürmesi için. Yukarı kadar geldi, özellikle bana geçmiş olsun demek için ve iyileştiğimde arabasıyla bana Essen’i gezdireceğini söyledi. Yolda Ecmel’i götürürken de kendi telefonunu ona vermiş ki anlaşılan Ecmel yoldan beni onun telefonundan aradı.

Bugün evde oturuyoruz, kapı çaldı. Tayeran elinde bir demet çiçek, bana getirmiş. Nasıl duygulandım! Evde çiçek böcek yasak olduğunu, alamayacağımızı en kırmayacak şekilde nasıl söyleyeceğimizi bilemedik. Ben de sonra ona bugün 8 mart kadınlar günü. Lütfen çiçeği kadınlar günü olarak eşinize armağan edin dedim.

Bayanlar….. Bize bir gün yetmez ama gene de bugünümüz kutlu olsun!

Sevgilerimleeeeee

6 Mart 2010 Cumartesi

6 Mart


Can Dostlarım, Arkadaşlarım ve Ailem,

Yeni Yaşama ve Sizlere tekrar Merhaba,…..

En zor anlarımda sizlere bu satırları yazabileceğim günleri düşleyerek ve neler yazacağımı düşünerek zihnimi meşgul etmeye çalıştığım çok zamanlar oldu. Şu anda hissettiklerim o kadar çok derin ve bir o kadar da çok ki hangi birini yazayım. Hislerimden mi bahsedeyim yoksa evdeki günlük yaşamım nasıl başladı onu mu anlatayım bilemedim. Alev, -bazılarınızın abla dediği ama doğduğumuzdan beri bizim yalnızca Alev’imiz olan - benden sizlere o kadar güzel detaylı haberler vermiş ki, onunla rekabet edemeyeceğim sanırım. Bazılarınızın önerdiği gibi ya kendi blogunu başlatacak ya da bazı günler ben gene klavyeyi ona bırakacağım anlaşılan.

Şu andaki ruh halim; yalnızca ve yalnızca bu güne gelebildiğim için şükrediyorum. Nefes alıyorum şükrediyorum, yemek yiyebiliyorum şükrediyorum, yürüyüşe sokağa çıkınca şükrediyorum, sohbet edebiliyorum, gülebiliyorum, düşünüyorum, hayal kurabiliyorum, hep şükrediyorum. Çok zor bir dönemi benim de kahramanlarım sayesinde atlatabildiğim ve evde şu yazıyı yazdığım koltukta oturabildiğim için şükrediyorum.


Kahramanlarım mı? Onları sizler de çok iyi tanıyorsunuz artık!

Ve tabiki sizlerin duaları, sevginiz, gönderdiğiniz tüm iyilik dolu enerjileriniz, mesajlarınız ve dileklerinizin sahici gücünün benim bu mücadeleye dayanmamdaki etkisini anlatamam. Bu kadar pozitif etken lehime çalışırken ben pes etmemeliydim.

Hem Alp’le de “işim daha bitmemişti.” Üstelik çok değerli bir sevgiyle birlikte yeni bir hayat beni bekliyordu. Ve ben BAŞARDIM!

Blog yazılarımızın başına artık kaçıncı gün olduğunu yazmak yerine o günün tarihini atmaya karar verdik. Alev’e bunu önerdiğimde “ tabi artık geri sayış bitti, bundan sonraya ileriye saracağız hep” dedi. Evet artık bundan sonra daima daha iyi olarak hayatı sarmaya devam edeceğiz.

Burada evdeki dönem yaklaşık 3 ay sürecek bir dönem. Biraz medikal bilgi vereyim neden kritik olduğunu ve çok dikkatli yaşamamız gerektiğine dair;

Şimdi efendim baş kahramanlarımızdan ağbim Yalçın’ın bolca çıkan kök hücreleri bana nakledilmesi ve 10 da 10 uyum olmasına rağmen benim iliğimin yeni gelen hücreleri red etme ihtimali var. Bu olmasın diye bağışıklık sistemini baskıda tutan ilaçlar veriyorlar ki yeni hücrelere karşı bir reaksiyon olmasın. Ama aynı zamanda az da olsa reaksiyon istiyorlar çünkü olabilecek kötü hücrelere karşı da savunma geliştirmesini bekliyorlar. Dolayısıyla bu önümüzdeki dönem haftada 2-3 kez hastaneye giderek kan sonuçlarına gore bu sistemi yerine oturtmaya çalışıyorlar. Doktorumuz zaten en başında şöyle bir şey demişti: Kök hücre nakli bizim ilk önemli adımımızdır. Ancak hastada başarı sağladık dememiz bağışıklık sisteminin yerine oturduğu ve sürdürebilir olduğunu gördüğümüz zamandır, demişti. Bu dönemde bazı sıkıntılar olabileceğini en önemlisi enfeksiyon kapmamam olduğunu vurguluyorlar.

Size doktor dilinden anlayabildiğim ve çevirebildiğim şekilde anlatmaya çalıştım. Bu hematoloji bilim kolu anlayabildiğim bir şey olamadı maalesef. Bu hastalığın tedavisi çok farklı ve derin bir konu. Her hasta için durum ayrı ve matematik denklemi gibi girdileri alıp farklı bir tedavi metodolojisi de olabiliyor. Yani “ aaa benim kaynımda da var” denen bir bi şiy diiil.

Her gün avuçlar dolusu hap yutuyorum. Her sabah ilk işim ilaçları ayrı gözleri bulunan kutuya düzenlemek. İlaç düzenini hastanede hem doktor hem de hemşire eşliğinde öğretiyorlar. Bizim esprili erkek hemşiremiz Mark bazı ilaçları göstererk bunları 3 gün almazsan ölürsün dedi. Genelde erkek hastalar bir sure sonra “boşver yaaa” dedikleri için uyarmamız gerekiyor dedi. Almam gereken ilaçlar koca bir kutu, günde 3 kez (15 er adet civarı) mideye inmek durumunda. Midem halen çok hassas olduğundan benim için tören gibi oluyor. İlaçlara isim taktım, “şimdi sarıkız sıra sende” diyerek kendi kendime motivasyon yapıyorum.

Günlük yürüyüşlerimi yapıyorum. Doktor günde en az 1 saat dedi. Ben dün 15 dak bugün ise biraz daha uzun yürüyebildim. Kas diye bir şey kalmadığından yeni bebekler gibi yeniden yürümeyi öğrenir gibiyim. Yürüyüş iyi geliyor, en azından yapabilmek beni yüreklendiriyor, moral veriyor.

Canlar, yazmaya devam edeceğim…..

Hepinizi kocaman kucaklıyorum.(Daha öpüşmek yasak!)

Şule